ga('create', 'UA-71940508-1'); ga('require', 'linkid'); ga('send', 'pageview'); Full Program indir | Oyun indir | Tek Link | Android Oyun | Bilgi | Ücretsiz Tam Sürüm Herşey: Nikola Tesla Gençliği google-site-verification: googlef7f88f7ee61af96c.html

Blogda Ara

Nikola Tesla Gençliği

Nikola Tesla tam olarak, 1856 yılının 9 Temmuz gününü 10 Temmuza bağlayan gece yarısında, Yugoslavya'nın Velebit Dağları ile Adriyatik Denizi arasındaki Hırvatistan'ın Lika bölgesinin Smiljan köyünde doğmuştu. Evleri, babası Papaz Milutin Tesla'nın yönetimindeki Sırp Ortodoks Kilisesi'nin hemen bitişiğindeydi. Babası zaman zaman "Adil İnsan" takma adıyla makaleler yayınlardı. Etnik gelenekler, genellikle, baskı gören azınlıklar tarafından en sıkı şekliyle devam ettirilirler. Tesla ailesi de bu duruma bir örnek teşkil ediyordu. Sırp marşları, şiirleri, dansları ve masalları, aziz günlerinin yaşatılması ve kutlanması ile birlikte hayatlarında önemli bir yer tutuyordu. Okuma yazma bilmeyenlerin oranı oldukça fazla olmasına karşın, insanlar hafızalarını olağanüstü bir ustalıkla kullanıyor ve bu sayede de geleneklerini canlı tutuyorlardı. Tesla'nın çocukluğunda Hırvatistan'daki iş olanakları üç aşağı beş yukarı belirlenmişti: Çiftçilik, askerlik ya da din adamlığı. Milutin Tesla'nın ve karısı Duka Mandiç'in aslen Batı Sırbistanlı olan aileleri kuşaklar boyunca erkek çocuklarını kilisenin ya da ordunun hizmetine göndermişler, kızlarını da papazlara ya da subaylara vermişlerdi. Milutin aslında subay okuluna gönderilmişti ama o bu karara sonradan karşı gelmiş ve okuldan ayrılarak kiliseye yönelmişti. Oğulları Dane (ya da Daniel) ve Nikola için de bunu gelecekteki tek seçenek olarak görüyordu. Kızları Milka, Angelina ve Marica için esirgeyen yüce Tanrı'dan dilediği tek şey de kendisi gibi dini görevlerle iştigal eden birer kocaya varmalarıydı. Kendisinden yalnızca çiftliğin ağır işlerini yüklenmesi değil, bunun yanında çocukların, evin, tüm ailenin bütün sorumluluklarını üstlenmesi beklenen Yugoslav kadını için hayat hiç de güllük gülistanlık değildi. Tesla her zaman, fotoğrafik hafızasının ve yaratıcı dehasının kendisine annesinden miras kaldığını söylerdi. Ayrıca annesinin, kadınların yeteneklerinin adil bir şekilde değerlendirilen bir ülkede ve zamanda yaşamış olmamasından dolayı hep üzüntü duyardı. Annesi yedi çocuklu bir ailenin en büyük kızıydı ve annesi görme yeteneğini yitirdiğinde ailenin tüm sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalmıştı. Bu nedenle okula asla gidememişti. Ama buna karşın, belki tam da bu nedenle inanılmaz bir hafızaya sahipti, ciltler dolusu yerli ve klasik Avrupa şiiri külliyatını ezbere okuyabiliyordu. Evlendikten pek kısa bir süre sonra beş çocuk doğurdu. En büyükleri Daniel'di. Nikola ise dördüncü çocuktu. Papaz Milutin Tesla da boş zamanlarında şiir yazmaya meraklı olduğundan çocuklar İncil'den ve şiirlerden pasajlar okumanın közde mısır patlatmak kadar doğal olduğu bir ev ortamında büyüdüler. Nikola da gençliğinde şiir yazmaya başladı ve bunların bir kısmını yanında Amerika'ya da taşıdı. Ancak bu şiirlerin çok özel olduklarını düşünüyordu, bu nedenle de yayınlanmalarına asla izin vermedi. Arkadaş toplantılarında yeni tanıştığı insanları, kendi dillerinde (ister İngilizce, ister Fransızca, Almanca, isterse İtalyanca) yazılmış şiirler okuyarak hayrete düşürmekten büyük bir zevk alıyordu. Hayatı boyunca da arada sırada şiir yazmaya devam etti. Daha çocukken, beş yaşında, icatlarına başlamıştı bile Beş yaşındayken, köyde gördüklerinden çok farklı bir su çarkı icat etmişti. Sarsıntısızdı, kısa çarkların kullanılmasına gerek kalmıyordu ve akıntıda tıkır tıkır işliyordu. Yıllar sonra bunları dahiyane pervanesiz türbini yaratırken de hatırlayacaktı. Yine de diğer bazı deneylerinde ufak tefek başarısızlıklar yaşadığı da oluyordu. Bir keresinde ahırın çatısına tünemiş ve evden yürüttüğü şemsiyeyi taze dağ havasına karşı, kendisini hafiflemiş hissedene, kafası dumanlanana ve uçabildiğine ikna olana dek hızla açıp kapamaya başlamıştı. Yere çakıldığında bilincini yitirmişti ve annesi onu yatağına kadar taşımak zorunda kalmıştı. Ürettiği on altı böcek gücündeki motorun da pek başarılı olduğu söylenemezdi. Bu hafif tasarım kürdanlardan oluşan bir yel değirmeniydi. Bir dingilin ve kasnağın ucuna canlı haziran böcekleri koşulmuştu. Yere zamkla sabitlenmiş böcekler kanatlarını çırpmaya başladıklarında ki bunu er geç umutsuzca yapacaklardı, böcek gücüyle çalışan motor hazır demekti. Gel gör ki ortaya haziran böceklerinin tadından fazlasıyla hoşlanan bir arkadaş çıkınca deney sonsuza dek kızağa alınmak zorunda kalacaktı. Arkadaşı bir kavanoz dolusu haziran böceğini mideye indirmeye başlamıştı bile. Genç mucidin midesi ise bu sahneyi kaldıramayacak kadar hassastı. Bir sonraki teşebbüsü büyükbabasının saatlerini parçalara ayırmak ve yeniden toplamak olacaktı. Ancak bundan da bir süre sonra vazgeçmek zorunda kalacaktı: "İlk aşamada oldukça başarılı oluyordum da, ikinci kısma gelince hep tökezliyordum." Bir saati yeniden birleştirebilmesi için otuz yıl geçmesi gerekecekti. Tabii gençliğinde uğradığı tüm hayal kırıklıkları bilimle ilgili değildi. "Kasabada varlıklı bir hanımefendi yaşıyordu" diye anlatır kısa bir otobiyografisinde, "iyi fakat fazlaca kendini beğenmiş birisiydi, kiliseye hep aşırı süslenip, giyinip kuşanıp gelirdi; kendisine bir hizmetçi ordusu eşlik ederdi. Bir gün çan kulesindeki çanı çalmayı henüz bitirmiştim ve hızla merdivenleri inmeye başlamıştım, tam o sırada bu hanımefendi kapıda belirdi ve ben de kadıncağızın üstüne atlayıverdim. Elbisesinin o uzun kuyruğu orta yerinden öyle bir patırtıyla yırtıldı ki, bir dizi asker yaylım ateşi açtı sanırdınız." Babası öfkeden mosmor olmuştu ama yine de yanağına hafif bir şamar indirmekle yetindi. "Bu bana verdiği tek fiziki cezaydı ama acısını neredeyse şimdi bile yanağımda hissedebiliyorum." Tesla duyduğu utancın ve allak bullak oluşunun tasvir edilemeyecek kadar ağır olduğunu söyler. Tam anlamıyla aforoz edilmiştir. Fakat, talihi ona tekrar gülecek ve köy ahalisinin gözündeki yerine yeniden kavuşacaktır. İtfaiye teşkilatı için yeni üniformalarla birlikte yeni bir yangın söndürme makinesi de alınmıştı ve bunun için bir de kutlama düzenlenecekti. Bir geçit töreni düzenlenmiş, nutuklar çekilmiş ve artık sıra su pompasından suların fışkırtılmasına gelmişti. Ama bırakın fışkırmayı, hortumun ucundan tek bir damlanın sesi bile gelmiyordu. Tam köyün ileri gelenleri mücadeleden vazgeçmek üzereyken genç adam nehrin sularına atlayacak ve tahmin ettiği gibi hortumun dirsek yaptığını keşfedecekti. Sorunu kısa bir sürede halledecek ve köyün mesut ileri gelenlerini bir anda iliklerine kadar sırılsıklam edecekti. Sonraları bu olayı şöyle anacaktı: "Siraküs'ün sokaklarında çırılçıplak koşuşturan Arşimet dahi benim o an olduğum kadar etkileyici olamamıştır. Omuzlarda taşınıyordum, tam anlamıyla bir kahraman olmuştum." Hayatının ilk yıllarını geçirdiği Smiljan'ın pastoral ortamında bu ateşli, solgun ve uzun yüzlü, kapkara saçlı çocuk sihirli bir hayat yaşamaktaydı. Tıpkı yıllar sonra yüksek voltajlı elektrikli ortamlarda çalıştığında olduğu gibi, sıra dışı tehlikeli durumlardan kendisini büyük bir beceriyle sıyırıp kurtarıyordu. Teleskopik bir hafızası vardı. Üç kez doktorların artık iflah olmaz dedikleri durumlardan sağ kurtulduğunu anımsıyordu. Pek çok kereler boğulmaktan son anda kurtulmuştu, bir keresinde kaynayan süt dolu bir fıçıda neredeyse canlı canlı haşlanıyordu, bir yangında kavrulmaktan paçayı zor sıyırmıştı, bir keresinde de diri diri gömülmüştü (aniden eski bir mezarın içine düşüvermişti). Köpeklerle gırtlak gırtlağa gelmiş, karga sürülerinin hışmına uğramış ve keskin dişli bir yabandomuzu neredeyse felaketi olmuştu. Yine de baba ocağı ona doğayla kucak kucağa bir hayat bahsetmişti. Küçük bir çocuğun hayallerini süsleyen kuzuların, tavukların, güvercinlerin hepsi bahçelerinde yaşıyordu. Yaban kazlarının bulutlar arasında yitip gitmelerini büyülenerek izliyordu; günbatımında hepsi "bugünün en düzenli ordularını bile geride bırakacak bir düzen içerisinde" geri dönüyordu. Tüm bu görünüşteki güzelliğe karşın çocuğun zihninde, ailenin yaşadığı bir trajedinin süregelen travmaları olan karabasanlar yer edecekti. Nikola'dan yedi yaş büyük olan Daniel, on iki yaşında geçirdiği bir kaza sonucunda ölecekti. Bu beklenmedik trajediye sevilen bir ahbapları tarafından kendilerine hediye edilen bir Arap atının neden olduğu sanılıyor. Aslında çok iyi eğitilmiş, neredeyse insan zekasına sahip güzel bir attı bu. Hatta bir keresinde ailenin reisini dağlarda ölümden kurtarmıştı. Ancak Tesla'nın otobiyografisine göre Daniel bu atın sebep olduğu yaralar nedeniyle ölmüştü. Kazanın ayrıntılarına dair elimizde olan bilgilerin tümü de ne yazık ki bundan ibaret. Anlattığına bakılırsa ölen ağabeyinin hatırası yanında Nikola'nın tüm yaptıkları sönük kalıyordu. Başarıları anne babasının kayıplarını daha derinden hissetmelerine yol açıyordu. "Bu nedenle kendime karşı güvensiz olan bir çocuk olarak büyüdüm. Ama aptal bir çocuk değildim kesinlikle... " Psikolojik açıdan işi daha da karmaşıklaştıran ikinci bir iddiaya göre Daniel evin kilerine düşmüş ve bu nedenle ölmüştü. Kendisinden geçmiş bir halde yatarken yarı bilinçsiz bir şekilde Nikola'yı kendisini merdivenlerden aşağı itmekle suçlamıştı. Elimizde iki iddiayı da doğrulayacak yeterlilikte veri yok. Tesla hayatının çok daha sonraki dönemlerinde bile ağabeyinin ölümünün neden olduğu kabuslar ve halisünasyonlar görecekti. Yaşadığı deneyimin ayrıntıları hiçbir zaman tam olarak aydınlığa kavuşmadı ama denilebilir ki beş yaşındaki bir çocuğun yaşadığı bu suçluluk duygusu kaldırabileceğinden daha ağır gelmişti. Bu olay zihninin derinliklerinde tekrar tekrar değişik şekillerde canlanmaktaydı. Sadece şu kadarını varsayabiliriz ki ağabeyi Daniel'ın ölümü Nikola'da daha sonraları ortaya çıkan fobilerin ve takıntıların gelişiminde etkili olmuştur. Kesinlikle söyleyebileceğimiz tek şey ise egzantrik yönünün çok erken yaşlarda kendini belli etmeye başladığıdır. Örneğin, kristal ya da pırlanta gibi mücevherlerin ışıltılarından mest olmasına karşın kadınların taktığı küpelerden, özellikle de incilerden aşırı derecede nefret ediyordu. Evin herhangi bir yerinde en ufak kafur kokusu alsa şiddetli bir rahatsızlık yaşıyordu. Araştırma yaparken su dolu bir lavaboya bir sayfa kağıt düşse ağzında dayanılmaz bir tat oluşuyordu. Yürürken adımlarını sayıyordu, çorba kasesinin, kahve fincanının, yemeklerin kübik parçacıklarını hesaplıyordu. Bunu başaramadığı zaman iştahı kaçıveriyordu -böylece tek başına yeme şansını da yitiriyordu. Fiziksel ilişkileri açısından en ciddisi de başkalarının saçlarına dokunamıyor olmasıydı, "silah zoruyla belki". Fakat bu fobilerin ilk olarak ne zaman başladıklarını kesin olarak bilemiyoruz. Anlattığına göre Tesla, Daniel'ın kaybından sonra anne babası için bir teselli olur umuduyla çok erken yaşlarda kendisini katı bir disiplin altına almaya başlamıştı. Diğer çocuklara nazaran çok daha alçakgönüllü, çok daha çalışkan ve cömert, her açıdan çok daha üstün olacaktı. Ancak kendini inkar etmeye ve doğal itkilerini bastırmaya başladıktan sonra içinde garip tutkular kök salmaya başlayacaktı. Tesla'nın kişiliği o zamanlar değişmeye başlamıştı ancak Daniel'ın ölümünün üzerinden belli bir süre geçmeden bu değişiklikler tam anlamıyla kendilerini belli etmemişlerdi. "Sekiz yaşıma değin zayıf ve çekingen bir kişiliğim vardı" diye anlatıyordu. Düşlerinde hayaletler ve gulyabaniler görüyor, yaşamdan, ölümden ve tanrıdan korkuyordu. Fakat sonra bir çeşit değişiklik yaşayıp sürekli babasının hatırı sayılır büyüklükteki kütüphanesindeki kitapları hatmetmeye başladı. Babası Milutin Tesla bir süre sonra, oğlunun mum ışığında kitap okumaktan gözlerini harap edeceği korkusuyla Nikola'ya mum verilmesini yasaklayacaktı. Ama Nikola bunun da bir çaresini düşünmüştü, elindeki paçavralarla anahtar deliklerini ve kapı boşluklarındaki delikleri tıkadıktan sonra tüm gece boyunca okumaya devam ediyordu. Ta ki annesi şafakla birlikte işlerinin başına geçmek için ortalıkta dolaşmaya başlayıncaya dek. Çocuğun çekingen mizacını değiştirecek olan kitap ünlü bir Macar yazarın "Abafi ya da Aba'nın Oğlu" adlı romanıydı. "Uyumakta olan irademi uyandırmış ve beni özdenetim üzerine çalışmaya sevk etmişti." Daha sonraları bir bilim insanı olarak ulaşacağı başarıları, geliştirdiği bu katı öz disipline atfedecekti. Doğar doğmaz bir din görevlisi olacağı belirlenmişti. Her ne kadar çocuğun bir mühendis olacağı ortada olsa da babası bu konuda ısrarcı bir tutum sergiliyordu. Oğlunu bu göreve hazırlamak için Papaz Tesla her gün tekrarlanacak bir egzersiz uyguluyordu. "Bu her türlü çalışmayı kapsıyordu: bir başkasının düşüncelerini tahmin etmeye çalışmak, ifadelerdeki hataları bulmak, uzun cümleleri tekrar etmek ya da zihinden hesaplar yapmak. Bu günlük çalışmaların amacı hafızayı ve düşünme gücünü geliştirmek ve özellikle de eleştirel bir düşünce sistemine sahip olmaktı. Hiç şüphe yok ki hepsi de çok yararlı çalışmalardı." Annesi hakkında şunları yazmıştı: "O birinci sınıf bir mucitti ve inanıyorum ki, modern hayattan ve onun geniş olanaklarından bu denli uzak yaşamasaydı birçok büyük başarının altında onun da imzası bulunurdu. İhtiyaç duyduğu her türlü aleti kendisi tasarlayabiliyor, üretebiliyordu; kendi eğirdiği iplikten harika desenlerle kumaşlar dokuyabiliyordu. Tohumları ekme, büyütme ve en sonunda da bitkiyi liflerine ayırma işini bile kendi hallediyordu. Sabahtan akşama kadar hummalı bir tempo ile çalışıyordu. Ev halkının giysilerinin ve ev eşyalarının çoğu onun hünerli ellerinden çıkmaydı." Çok zeki bir çocuk olan Daniel'ın, heyecanlandığı zamanlarda, gözünde ışıklar patlıyordu. Buna benzer bir durum çocukluğundan itibaren Tesla'ya da tüm hayatı boyunca musallat olacaktı . Bunu yıllar sonra şöyle anlatacaktı: "Düşüncelerimin ve hareketlerimin önünü kesen, gerçek nesnelerin görünümünü çarpıtan, genellikle ışık patlamalarıyla birlikte ortaya çıkan görüntülerin neden olduğu bir duygu bu. Bunlar hep daha önce görmüş olduğum şeyler, şahit olduğum sahnelerdi, kesinlikle hayal ürünü değillerdi. Bir sözcük duyduğumda bunun bana ifade ettiği nesne gözlerimin önünde bütün canlılığı ile ortaya çıkıyordu ve elimi uzattığım takdirde ona dokunup dokunamayacağımdan bir türlü emin olamıyordum. Bu bende büyük bir huzursuzluk ve kaygı yaratıyordu. Başvurduğum hiçbir psikoloji ya da fizyoloji uzmanı bu durumu tam anlamıyla açıklayamıyordu... " Bu durumu beynin, aşırı heyecanlanma anlarında retina üzerinde refleks etkileri yaratması şeklinde açıklıyordu. Bunlar halusinasyon değildi. Gecenin karanlığında bir cenaze ya da başka rahatsız edici bir görüntü, gözlerinin önünde beliriveriyordu ve elleri ile gözlerini kapatsa dahi bu görüntüden kurtulamıyordu. "Eğer yanlış anlamıyorsam" diye yazıyor Tesla, "bir insanın tasavvur ettiği bir nesnenin imgesini bir perdeye yansıtmak ve böylece de bunu görünür kılmak mümkün olabilir. Böylesi bir ilerleme tüm insan ilişkilerinde bir devrim yapacaktır. Şuna inanıyorum ki bu mucize gelecekte gerçekleştirilebilir ve gerçekleştirilecektir de; şu kadarını söyleyebilirim ki, ben düşünce gücümün büyük bir oranını bu problemin çözülmesine adamış durumdayım." Tesla'dan sonra birçok parapsikolog, banyo edilmemiş fotoğraf filmlerinin üzerine zihinsel imgelerini yansıtabildiklerini iddia eden birçok insan üzerinde çalıştılar. Düşüncenin elektronik yazıcılara doğrudan gönderilebilmesi de yeni araştırmalara konu olmakta. Genç Tesla bu yıpratıcı imgelerden kurtulabilmek ve kendisine geçici de olsa bir rahatlama sağlayabilmek için hayal ürünü dünyalar kurmaya başladı. Her gece kendisini seyahatlere çıktığına, yeni yerler, şehirler, ülkeler gördüğüne, oralarda yaşadığına, yeni insanlarla tanıştığına, arkadaşlar edindiğine inandırıyordu ve "Her ne kadar inanılmaz da olsa bunlar bana gerçek hayattakiler kadar yakındı ve gerçeklerden bir nebze bile daha az canlı değildi." Bu, zihninin ciddi bir şekilde yeni icatlarla meşgul olmaya başlayacağı on yedi yaşına kadar devam edecekti. Daha sonra, bu yeteneği sayesinde tasarımlarını bir modele, çizime ya da deneye ihtiyaç duymadan zihninde sanki gerçekmiş gibi canlandırabildiğini fark edecekti. Bu yöntemin, tamamıyla deneysel olanlara nazaran, çok daha etkili ve ilerlemeye açık olduğunu düşünüyordu. Tesla'ya göre bir model inşa etmeye çalışırken detaylar arasında boğulma ve kullanılan aletlerin azizliğine uğrama riski oldukça yüksekti. Bunların yanı sıra tasarımcı işini geliştirirken asıl üzerinde çalışmakta olduğu tasarımın temel ilkesini göz ardı etmeye başlayabilirdi. "Benim yöntemim ise farklı. Hemen işi eyleme dökmeye kalkışmam. Aklıma bir fikir geldiğinde bunu ilk önce kafamda şekillendirmeye başlarım. Yapıyı değiştiririm, eklemeler yaparım ve aygıtı zihnimde çalıştırırım. Yaptığım bir türbini düşüncelerimde işletmem ile atölyemde test etmem arasında benim için bir fark yoktur. Eğer bir dengesizlik varsa bunu bir yerlere not bile edebilirim." Yani, bir kavramı hiçbir şeye elini dahi sürmeden mükemmelleştirebileceğini öne sürüyordu. Aygıtı ancak tüm hataları beyninin içerisinde düzelttikten sonra cisimleştiriyordu. "Makine kesinlikle düşündüğüm şekilde çalışacaktır ve deney tam anlamıyla planladığım doğrultuda yürüyecektir. Yirmi yıllık çalışma hayatım boyunca bunun tek bir istisnasıyla bile karşılaşmadım. Neden başka türlü olsun ki? Mühendislik, elektriksel ve mekanik şekillerde pozitif sonuçlar verir. Matematiksel işleme tabi olmayacak ve etkileri ya da sonuçları uygun teorik ve pratik veriler doğrultusunda hesaplanamayacak çok az konu vardır... " Bu iddialarına karşın, Tesla tasarımlarının en azından bazı parçalarının taslaklarını önceden çiziyordu. Hayatının daha ileri safhalarında çalışma yöntemi Edison'un deneysel yaklaşımına daha fazla benzemeye başlayacaktı. Tesla'nın çocukluğundaki gelişiminin ayrıntılarını öğrenmek oldukça güç. Çünkü hem böylesine yetenekli hem de kendisini zihinsel açıdan bu denli sıkı bir disiplin altına alabilen bir çocuğun, hangi becerilerinin doğuştan olduğunu, hangilerini sonradan kazandığını anlamak zor. Yine de bir insanın bir sayfa yazıyı ya da bu sayfa üzerindeki belirli ilişkileri ve sayısız örneği bir bakışta ezberleyebilmesi için -buna ister fotoğrafik hafıza, ister formal hafıza deyin- özel bir beceriye sahip olması gerekir. Bu tip bir hafıza ilk olarak kendisini ergenlik çağında belli etmeye başlar. Bu da insan vücudundaki kimyasal değişikliklerin bunda etkili olduğunu akla getirmektedir. Tesla'nın durumunda da bu olağanüstü hatırlama gücü hayatının büyük bir bölümünde ona yardımcı oldu. Belki de bunda çocukluğunda aldığı özel eğitimin ve kendisine uyguladığı sürekli disiplinin de etkisi vardı. Colorado'da araştırma gereçlerinde deneme yanılma yöntemi ile yaptığı değişiklikler bu olağanüstü gücün belirtileridir. Görsel buluşlarının tek bir kötü yanı olduğunu, bunun da kendisini zihnen ulaşılmaz bir zenginliğe karşın parasal açıdan yoksul bırakması olduğunu iddia ederdi. Aslında çok değerli olan icatları son bir düzeltme yapılmadan, yani ticari bir hale getirilmeden hayata geçiriliyordu. Edison ise buna asla izin vermezdi ve bunun için de yanında birçok asistan çalıştırırdı. Doğrusu Edison'un diğer mucitlerin fikirlerini topladığını ve bunları patent bürosuna sattığını iddia edenler de vardır. Tesla'nın durumunda bu tam tersi yönde işliyordu. Fikirler zihninden öyle hızlı geçiyordu ki bunları oldukları yerde tutamıyordu. Her saniye kendisini heyecanlandıracak yeni bir şeyler oluşmaya başlıyordu kafasının içinde. Fotoğrafik hafızası diğer mühendislerle çalışmasını güçleştiriyordu. Diğerleri elle tutulur planlar istiyorlardı, Tesla ise zihniyle çalışıyordu. Okulda neredeyse sınıfta kalıyordu çünkü matematikte harikalar yaratmasına karşın zorunlu resim derslerine girmek istemiyordu. Korkunç görüntüleri zihninden silip atabildiği zaman on iki yaşındaydı ancak tehlikeli ya da stresli durumlarda, ya da çok mutlu olduğu zamanlarda ortaya çıkan kaçınılmaz ışık patlamalarından asla kurtulamayacaktı. Bazı bazı, çevresindeki atmosferi canlı alevlerin yaladığını görüyordu. Bu durum etkisini yavaş yavaş yitireceğine daha da artırdı ve o yirmi beş yaşına geldiğinde doruk noktasına ulaştı. Altmış yaşına geldiğinde şöyle diyecekti: "Bu ışık patlamalarını hala zaman zaman yaşıyorum. Yeni bir fikrin zihnimde parıldayıvermesi gibi durumlarda ortaya çıkıyor. Ama artık eskisi kadar heyecan verici değil bu, eskiye nazaran daha etkisiz. Gözlerimi kapattığımda, ilk önce mutlaka çok koyu ve tek tonlu bir mavi fon görüyorum. Tıpkı açık ama yıldızsız bir gecede olduğu gibi. Birkaç saniye içinde bu alan parıltılar saçan ve bana doğru ilerleyen yeşil ışıltılarla doluyor. Neden sonra sağ tarafımda birbirine paralel ve yakın ışınların oluşturduğu iki ayrı sistem görüyorum. Bu iki sistem birbirleri ile dik açı oluşturacak şekilde duruyorlar; sarı, yeşil ve altın renklerinin hakim olmasına karşın, her türlü rengi içeriyorlar. Sonra bu çizgiler daha da parlaklaşmaya başlıyor ve her yere parıltılar saçan belirgin noktalar serpiliyor. Bu resim yavaş yavaş görüntü alanımdan çıkıyor ve sola doğru kayarak yok olup gidiyor, yerini pek de hoş olmayan ölü bir griliğe bırakıyor. Burayı çabucak kabaran ve kendilerine canlı formlar vermeye çalışıyormuş gibi duran bulutlar doldurmaya başlıyor. İşin ilginç yanı şu ki, ikinci aşamaya geçilinceye değin bu griliği belirgin bir şekle benzetemiyorum. Her seferinde, uyuya kalmadan az önce, gözlerimde kimi şeylerin ya da insanların görüntüleri canlanıyor. Onları gördüğüm anda anlıyorum ki bilincimi yitirmek üzereyim. Eğer ortaya çıkmıyorlarsa ya da bunu reddediyorlarsa biliyorum ki bu uykusuz bir gece geçireceğim anlamına geliyor." Okulda yabancı dil öğreniminde üstün başarı göstermişti. Slav diyalektlerinin yanı sıra İngilizce, Fransızca, Almanca ve İtalyanca'ya hakimdi. Ama asıl matematikte yıldızlaşmıştı. Öğretmen soruyu tahtaya yazarken pusuya yatan ve yazması biter bitmez yanıtı patlatan cesaret kırıcı öğrencilerden biriydi. Başlarda bunun bir kandırmaca olduğu zannedilmişti. Ama kısa bir süre sonra bunun da cisimleri görselleştiren bir yetenek olduğu anlaşılacaktı. Zihninin optik ekranında tüm logaritmik tabloları depolayabiliyor ve gerektiği zaman da bunları kullanıma açabiliyordu. Yine de bir bilim insanı olduktan sonra tek bir bilimsel problemi çözebilmek uğruna uzun süre çaba sarf edeceği zamanlar gelecekti. Birçok yaratıcı insanın yabancısı olmadığı bir durumu o da sıkça yaşıyordu. Bir türlü konsantre olamadığı, yanıtı bildiği halde somut bir hale getiremediği o anlar için, "İşin harika olan yanı" diyordu, "eğer bu şekilde hissediyorsam şundan kesinlikle emindim ki bu, problemi aslında çözmüş olduğum ve kısa bir süre sonra peşinde olduğum şeyi elde edeceğim anlamına geliyordu." Elle tutulur sonuçlar da bu sezgiyi doğruluyordu. Şu bir gerçek ki Tesla'nın hayatı boyunca yaptığı makinelerin hemen hepsi kusursuz işlemiştir. Bilimsel ilkelerde yanılabilirdi, ya da yapım sırasında kullanılan malzemenin niteliği konusunda dahi hata yapabilirdi ancak zihninde evrim geçiren ve sonradan metale dökülen makineler tam anlamıyla istediği şekilde çalışırdı. Belki de onun çocukluğunda okul psikologları olsaydı gerçeklikle bağını koparan bu görüntüler nedeniyle ona hemen şizofreni tanısı konulacaktı; hızla terapilere ve ilaç tedavilerine başlanacaktı -belki de böylece yaratıcılığının kaynağı 'tedavi' edilecekti. Zihninde yer eden imgelerin daha önce yaşadığı sahnelerden kaynaklandığını keşfettiğinde, çok önemli bir gerçeğe parmak bastığına inanmıştı. Her zaman için dışsal kaynağı bulmaya çalışmaya karar verdi. Yani uzun lafın kısası, Freud'un yöntemleri daha yaygınlaşmaya başlamadan çok önceleri bir çeşit otoanaliz yöntemi geliştirmişti ve bunu neredeyse bir refleks haline dönüştürmüştü. "Neden ve sonuç arasında bağlantı kurmada önemli becerilere sahip oldum" diyordu. "Kısa bir süre sonra, şaşkınlıkla, aklımdan geçen tüm düşüncelerin dışsal bir izlenimden etkilendiğini fark ettim." Bu egzersizlerden çıkardığı sonuçların tümü o kadar da yüreklendirici değildi. Özgür iradesine dayandığını düşündüğü eylemlerinin aslında dış koşulların ve olayların bir sonucu olduğunu düşünmeye başlamıştı. Ve eğer bu doğru ise insan bir robottan pek de farklı bir şey değildi. Ya da farklı bir deyişle, bir insanın yaptığı her şey, buna deneyimlere dayanan hükümler doğrultusunda hareket etmek de dahil, bir makineye de yaptırılabilirdi. Bu düşüncelerden yola çıkarak Tesla hayatında daha sonraları önemli bir yer tutacak -farklı açılardan da olsa- iki anlayış geliştirecekti. Birincisi insanların "etten kemikten yapılma makineler" olduğu idi. Diğeri de makinelerin, her türlü pratik amaç uğruna, insanlaştırılabileceği idi. Birincisinin sosyal hayatına pek bir değişiklik getirdiği söylenemez ama ikincisi onu "tele-otomatik" ya da robot dediği garip bir dünyaya sürükleyecekti. Tesla ailesi, Nikola altı yaşındayken, Gospiç şehrinin yakınlarına taşınmıştı. Orada okula başlayacaktı ve hayatında ilk defa mekanik modeller ve su türbinleri ile tanışacaktı. Bunlardan bir sürü yapacak ve hepsini çalışıyor görmekten büyük bir zevk almaya başlayacaktı. Niagara Çağlayanı hakkında okuduğu bir yazı da onu büyülemeye yetecekti. Hemen hayalinde çağlayan sularının döndürdüğü devasa bir tekerlek canlanmıştı. Amcasına bir gün Amerika'ya gideceğini ve bu hayalini gerçekleştireceğini anlatıyordu. Otuz yıl sonra bu fikrinin hayata geçirildiğini gördüğünde "zihnin çözülemez gizemi" üzerine uzun uzun düşünmeye fırsat bulacaktı. On yaşındayken, yeni bir kurum olan ve iyi bir fizik bölümüne sahip olan Jimnasyum'a yazıldı. Öğretmenlerinin sergilediği gösteriler onu büyülüyordu. Burada matematiğe olan yetkinliği parıldamaya başlamıştı ama babası "onu bir sınıftan diğerine geçirebilmek için hatırı sayılır bir çaba sarf ediyordu" çünkü resim derslerinde bir türlü dikiş tutturamıyordu. İkinci yılında, saplantı derecesinde, sabit hava basıncı ve vakum olanağı ile sürekli hareket üretebilme sevdasına kapıldı. Çılgıncasına bu güçlere gem vurmaya çalışıyordu ama uzun süre ne yapacağını bilemedi. En sonunda, "Çabalarım beni, daha önce hiçbir ölümlünün başaramadığı bir icadın eşiğine getirdi." Bu en büyük düşlerinden biriydi: uçabilmek. "Her gün, kendimi havanın içinde uzak mesafelere taşıyabiliyordum ama bunu nasıl başarabildiğimi bir türlü anlayamıyordum... Şimdi elimde somut bir veri vardı: bir eksen etrafında dönen bir şaft, çırpınan kanatlar ve sınırsız bir gücün vakumundan ibaret bir uçma makinesi!" Yaptığı, iki taşıyıcı üzerinde serbestçe dönebilen bir silindir ve buna mükemmel bir şekilde oturan ve kısmen de kapatan bir dörtgendi. Gövdenin açık kısmı bir bölme ile kapatılmıştı ve silindirik parça hava geçirmez döner eklemler ile birbirinden tamamen bağımsız iki bölüme ayrılmıştı. Bu bölümlerden biri contalanmıştı ve içinde hava yoktu, diğer bölüm ise açıktı ve bu da silindiri sürekli hareket halinde tutacaktı -en azından mucidimiz böyle düşünüyordu. Ve gerçekten de, yapımı bittikten sonra şaft hafifçe dönmeye başlayacaktı. "Bundarn sonra, rahatlığı ve lüksü ile Kral Süleyman'a yaraşacak bir taşıtla her gün hava gezintilerine çıkmaya başladım... Atmosfer basıncının silindir yüzeyine dik açı ile etki ettiğini ve yavaş dönme hareketinin bir sızıntıdan kaynaklandığını fark etmem için çok zaman geçmesi gerekecekti. Bu bilgiye zamanla ulaşmış olmama rağmen bu benim için acı verici bir deneyim olacaktı." Kendisine birkaç numara küçük gelen bu okula devam ederken: "Tehlikeli bir hastalığa, daha doğrusu bir dizi hastalığa yakalandım, durumum o derece kötüleşmişti ki doktorlar beni tanrıya havale etmişlerdi." Kendisini biraz toparlayınca iyileşmesine yardımcı olur umuduyla okumaya başlamasına izin verildi. En sonunda yerel kütüphanedeki kitapların bir katalogunu hazırlaması istendi kendisinden. Bu görev sayesinde Mark Twain'in ilk eserleriyle tanışma şansını yakalayacaktı. Bu tanışmanın verdiği mutluluğun etkisiyle mucizevi bir iyileşme gösterecekti. Fakat ne yazık ki bu anekdot pek de akla yakın gözükmemektedir, zira Mark Twain o zamanlarda henüz okyanusu aşıp Hırvatistan'daki küçük bir kütüphaneye kadar ulaşacak bir kitap yazmamıştı. Hikayenin doğrusu her ne ise, Tesla bu kitaplardan çok hoşlanmış ve etkilenmişti. Bundan yirmi beş yıl sonra büyük mizah ustası ile New York'ta karşılaşacaktı ve bu hikayeyi kendisine anlattığı zaman Twain'in gözyaşlarına boğulması karşısında hayrete düşecekti. Nikola öğrenimine Hırvatistan'ın Karlstadt şehrindeki daha yüksek bir okulda devam edecekti. Burası oldukça kasvetli, bataklıklarla kaplı bir bölgeydi ve sonuç olarak çocuk birkaç kere sıtma illetinin pençesine düşecekti. Ama bu hastalık fizik profesörünün de etkisiyle elektriğe yoğun bir ilgi duymasını engelleyemeyecekti. Gördüğü her deney zihninde binlerce yankı buluyordu, onu deneylerle ve araştırmalarla dolu bir geleceğe yöneltiyordu. Eve döndüğünde bölge kolera salgınından kırılmaktaydı ve o da bu hastalığa yakalanmakta gecikmedi. Dokuz ay yatakta kaldı. Zar zor hareket edebiliyordu ve bir kez daha kendisinden umut kesilmişti. Bir keresinde babasının onu bir nebze olsun neşelendirebilmek için yanına oturup konuşmaya çalıştığını hatırlıyordu, o da bütün gücünü toplayıp babasına şöyle diyebilmişti: "Belki mühendislik okumama izin verirseniz kendimi daha iyi hissedebilirim." Nikola'nın ne olursa olsun din adamı olması gerektiğini düşünen papaz Tesla bu defa kendi merhametinin kapanına kıstırılmıştı ve boyun eğmek zorunda kalacaktı. Bundan sonra olanlar biraz karışık. Görünen o ki Tesla'ya ordudan üç yıllık hizmet için bir celp gelmiş, bu görev ona din adamlığından daha da korkunç görünmüştü. Bu konuya sonraları fazla değinmemişti. Tek söylediği babasının sağlığına yeniden kavuşması için dağlarda bir süre kamp yapmasının iyi olacağı konusunda ısrarcı davranmış olması. Anlaşılan olay bu yönde gelişmiş ve Tesla orduya hizmet etmek zorunda kalmamıştı. Babasının ailesinde birçok yüksek rütbeli subay vardı ve anlaşılan onlar bilinen sağlık nedenlerini öne sürerek Tesla'nın ordu hizmetinden kurtulmasını sağlamışlardı. Dağlarda geçen inişli çıkışlı bir yıl doğurgan hayal gücünü dizginlemeye yeterli olmamıştı. Atlantik Okyanusu altından mektup alışverişini sağlayacak bir tüp geçit fikri musallat olmuştu bu defa da kafasına. Tüpün içinden küresel mektup kutularının ittirilmesini sağlayacak suyu pompalama ünitesinin matematiksel hesapları üzerinde çalışmıştı. Ancak tüpün, akan su ile sürtünmesinden kaynaklanacak direncini hesaplamayı başaramamıştı. Sürtünme o denli büyük çıkıyordu ki planı iptal etmek zorunda kalmıştı. Ama bundan da sonraki icatlarında kullanabileceği bir sonuç çıkarmıştı. Ivır zıvır işlere harcayacak vakti olmadığından hemen ekvatorun çevresinde dönecek devasa bir çember inşa etme projesi üzerine düşünmeye başlamıştı. Çember başta bir iskeleye bağlı duracaktı ama iskele düşürüldükten sonra Dünya'nın hızına eşit bir hızla dönmeye başlayacaktı. Bu açıdan bakılınca proje yirminci yüzyılın sonlarında ortaya çıkan senkronize uyduları getirmektedir insanın aklına. Tesla bununla daha bile fazlasını hedeflemişti. Bu aşamadan sonra çemberi dünyanın çevresinde sabit tutacak tepkisel bir güç harekete geçirilecekti. Böylece yolcular çembere tırmanabilecek ve saatte beş yüz kilometreye yakın bir hızla seyahat edebileceklerdi, ya da Dünya onların altında dönecek ve böylece dünyanın çevresini bir günde dolaşma şansını yakalayacaklardı. Bu bir yıllık, pratik olmasa da muhteşem olan düşünme ve düşleme döneminden sonra Avusturya Graz'daki Politeknik Okulu'na yazılacaktı. İlk yılında Ordu Öncü Birliği'nin bursunu kazanacaktı ve böylece parasal kaygılardan uzak bir yıl yaşayabilecekti. Buna karşılık sabah saat üçten akşam dokuza değin aralıksız çalışmak ve iki yıllık işi bir yıla sığdırmak zorunda kalacaktı. Çalıştığı temel konular fizik, matematik ve mekanikti. Bir işe başladı mı mutlaka sonunu getirme isteğinin Voltaire'in kitaplarını okumaya başlaması ile birlikte neredeyse kendi sonunu getirdiğini anımsıyor. Küçük puntolarla yazılmış yüz cilde yakın kitabı olduğunu dehşete düşerek öğrendiğinde "bu devin yazdığı kitapları okuyabilmek için günde yetmiş iki fincan koyu kahve içerek" iç huzurunu yakalamaya gayret edecekti. Öğrenim yılının sonunda girdiği dokuz sınavdan da kolaylıkla yakasını sıyıracaktı. Ama ertesi sene okula döndüğünde ekonomik rahatlığının yerinde yeller estiğini görecekti. Ordu Öncü Bursu iptal edilmişti ve bir din görevlisinin maaşı, yüksek meblağdaki harçları karşılayabilmekten çok uzaktı. Bu nedenle okul yılı bitmeden Tesla derslerini bırakmak zorunda kalacaktı. Ama elinde kalan kısıtlı zamanı çok iyi değerlendirecek ve bu ikinci yılında alternatif bir doğru-akım elektrik aleti fikri geliştirmeye başlayacaktı. Elektrik mekanizmasını Tesla ile tanıştıran kişi teorik ve deneysel fizik derslerini veren bir Alman, Profesör Poeschl'dı. Adamın "elleri ve ayaklan bir ayının pençeleri kadar devasa" olmasına karşın Tesla için bu deneyler fazlasıyla ilham kaynağı oluyordu. Bir gün Paris'ten Gramme Makinesi denilen ve hem motor hem de dinamo işlevi görebilen bir doğru-akım aygıtı geldi. Tesla bu makineyi kendinden geçmiş bir halde incelerken tarif edilemez bir haz duymuştu. Komütatörü ve tele dolanmış bir armatürü vardı. Çalışırken kıvılcımlar saçıyordu. Bunun üzerine Tesla acemice Profesör Poeschl'e komütatörü kaldırarak ve alternatif akıma bağlayarak tasarımın geliştirilebileceğini söyleyecekti. "Bay Tesla büyük işler başaracak" diye yanıtlayacaktı Alman profesör, ağır ağır ve sert bir tavırla. "Ama bunu asla yapamayacak. Bu yerçekimi gibi sabit bir çekim kuvvetini merkezkaç kuvvetine çevirmeye çalışmakla aynı şey olurdu." Genç Sırp bu fikrin nasıl hayata geçirilebileceğini bilemiyordu ama cevabın zihninde bir yerlerde gizli olduğunu, çözümü bulana dek rahat yüzü göremeyeceğini de biliyordu. Ama Tesla'nın parası suyunu çekmişti. Borç para bulmaya çalıştı, bunu da başaramayınca kumar oynamaya başladı. Kağıt oyunlarında pek başarılı değildi ama bilardoda harikalar yaratıyordu. Ne yazık ki onu bu yeni keşfettiği becerisi de kurtaramayacaktı. Tesla'nın yeğeni Nikola Trbojeviç diğer aile üyelerine, Tesla'nın kolejden ve "kağıt oyunları oynamak ve düzensiz bir hayat sürmekten dolayı" da polis tarafından şehirden "atıldığını" öğrendiğini anlatır. Annesi gerekli parayı zar zor toparlamış ve onunla buluşmak için Prag'a gitmişti. Babası ise onunla konuşmayı dahi reddediyordu. İki yılını geçirdiği Prag'da bir üniversitedeki derslere gayri resmi bir şekilde devam etmiş olabilir ama Çekoslovak hükümetinin kayıtlarına göre Çekoslovakya'daki dört üniversiteden hiçbirine kayıtlı değilmiş. Muhtemelen Tesla kendi kendinin öğretmeni olmuştu ki bu onun değerinden hiçbir şey eksiltmez. Faraday da kendi kendinin öğretmeni olmuş bir insandı. 1879 yılında Tesla, Maribor'da bir iş bulmaya çalışacak ama bunda da başarısız olacaktı. En sonunda eve dönmek zorunda kalmıştı. Aynı yıl babası da ölecekti ve bu olaydan kısa bir süre sonra çalışmalarına devam edebilmek ümidiyle Prag'a geri dönecekti. Yirmi dört yaşına kadar orada kaldığına, dersleri izlediğine, çalışmalarına kütüphanede devam ettiğine ve bu şekilde kendisini fizik ve elektrik mühendisliği alanlarında geliştirdiğine inanılıyor. Büyük olasılıkla kendine bir gelir sağlayabilmek umuduyla kumar oynamaya yine devam etmişti. Ancak bu defa müptela olma tehlikesi yoktu. Tesla nasıl bir kumarbaz haline geldiğini ve daha sonra bundan nasıl kurtulduğunu şöyle anlatır: "Oturup kağıt oynamak benim için mükemmel bir zevk kaynağıydı. Babam örnek bir yaşam timsaliydi ve asla benim yaptığım gibi, boş yere para ve zaman harcamaya katlanamazdı... Ona şöyle derdim: 'İstediğim zaman bundan vazgeçebilirim ama cennetin nimetlerini satın almamı sağlayacak bu oyunu neden bırakmam gereksin ki?' Zaman zaman öfkeye kapılır ve beni aşağılardı. Oysa annem farklıydı. O erkeklerin karakterini iyi tanırdı ve bir insanın kurtuluşunun ancak ve ancak kendi çabaları sayesinde olabileceğine inanırdı. Bir ikindi vakti, tüm paramı kaybetmiştim ve oyuna devam edebilmek için para arıyordum, sonra o yanıma geldi. Elinde fişler olduğu halde bana şöyle dedi: 'Git keyfine bak. Pek yakında elimizdeki her şeyi kaybedeceksin ve bu çok daha iyi olacak. Bunun üstesinden gelebileceğini biliyorum.' Haklıydı. O zaman, orada arzumun üstesinden geldim...Yalnızca vazgeçmedim, küçük bir izini dahi bırakmayacak şekilde bu şehveti yüreğimden söküp attım..." Hayatının geri kalan bölümünde haddinden fazla sigara içmeye başladı, kahve de kalbini zayıf düşürüyordu. Ama irade gücü bir kez daha üstün gelecekti ve her iki kötü alışkanlıktan da kurtaracaktı onu. Çay içmeyi bile bırakmıştı. Tesla açıkça ("etten kemikten yapılma makineler" olan insanların sahip olmadığı) özgür irade ile irade gücünü ya da azmi, birbirinden ayırmaya başlamıştı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder